3 Kasım 2011 Perşembe

BURALARA KADAR GELMİŞKEN 
BOSNA'YA GİTMEMEK OLMAZ


Hırvatistan ve Bosna sınırları birbirine geçmiş,birinden çıkıp diğerine giriyorsun ve bu durum tekrarlanıyor.Ama pasaport soran bile olmuyor sınırlarda (yine de buna güvenip yanınıza almamazlık etmeyin).Bosna sınırından geçer geçmez sizi bir Türk köyü karşılıyor.Adı Poçitel,ama biraz bakımsız vaziyette.En güzel kısmı Türk kahvesinde serinlemekti.










Yola devam ediyoruz,istikametimiz Mostar.Yol Neretva nehri boyunca  kıvrılarak gidiyor,doğa çok güzel.  
Yolumuzun üzerinde ki küçük bir tabeladan giriyoruz.
Balagay-Sarı Saltuk Tekkesi.Efsaneye göre Sarı Saltuk kaynak suyu bulmakta kabiliyetliymiş ve burada ki kayadan, kaynak suyunu fışkırtınca bu kayanın tepesine tekkesini yapmışlar.Ama suyu görseniz ;debisi ve soğukluğu inaannııllmaazzz.Bilmem anlatabildim mi?
Suyun kenarına lokantalar masalarını koymuşlar ,istersen ayakların suda yemek yiyebiliyorsun ama gelirken baktım bu masalar boştu.Havada nasıl sıcak,başladım hayal kurmaya ama suya parmağımı soktuğum anda anladım neden o masaların boş olduğunu...Parmağını 3 saniye bile tutamıyorsun suda.
Neyse ayağımızı suya sokamasak bile serin serin oturup cevapcici (köfte) ve burekçi (üstü yoğurtlu Boşnak böreği) yedik.Nefisti.











Yolumuza devam edip Mostar'a vardık.Savaşın izleri , Türk nefesi ,eski ruhu ve tabii ki meşhur köprüsüyle çok güzeldi.
Mostar köprüsü Neretva nehrinden 25 m yükseklikte karakteristik bir köprü,geleneğe göre eskiden köyün erkekleri sevgililerine cesaretlerini kanıtlamak için düğün gecelerinde bu köprüden nehre atlarlarmış.Biz oradaykende redbullun organizasyonuna denk geldik.Profesyonel sporcular atlayışlar yapıyordu köprüden.Köprüyü gören güzel bir cafe de oturup anın tadını çıkardık.




















25 Ekim 2011 Salı

KORÇULA

KORÇULA

İşte nefis bir ada daha... Hırvatistan daki yüzlercesinden biri...
Marco Polo'nun adası...Masallar diyarı...
Dubrovnik'ten araba kiralayıp  kuzeye doğru gittik,Mali Ston'dan geçip yarımadanın ucunda ki Orebic'e geldik.Yaklaşık 200 km lik nefis bir yolculuktu bu .Oradan arabalı feribotla 15 dakikada Korçula adasına geçtik.
İnsan kendini zaman tüneline girmiş gibi hissediyor burada,sanki ortaçağda zaman durmuş gibi.Daracık sokaklar,bitişik evler.Güneşin ışınları sokaklara değmiyor hava hep serin.Dolaşmaya ,kaybolmaya doyamayınca gece Dubrovnik'e ve otelimize dönemedik tabii.Biz de arabayı denizin kenarına çektik ve koltukları yatırıp püfür püfür bir uykuya daldık.Günün ağarmasıyla uyandık ve hemen kendimizi denizin serin ve durgun sularına bıraktık.Yüzünü denizde yıkamanın keyfini bilir misiniz?
Sonra gidip güzel bir kahvaltı ve kahve...
İşte bir gün ancak böyle güzel başlar...
Ama artık yola koyulma zamanı ,yolumuz uzun çünkü buraya kadar gelmişken Mostar'ı görmemek olmaz.
Orebic












Akşam 

Gün doğuşu

Sabah kahvesi